Syndicate content

PISA 2012 Başarı Hikayesi: Türkiye’nin Eğitim Sisteminde Kalite ve Eşitlik Bakımından Yaşanan İyileşmeler

Will Wiseman's picture
Also available in: English

Students at Sisli Vocational High SchoolGeçtiğimiz on yılda, Türkiye yıllık %5’in biraz üzerinde bir oranla nispeten yüksek bir ekonomik büyüme başarmıştır. Önceki blog makalelerinden birinde tartışıldığı gibi, bu kapsayıcı bir büyümeye dönüşmüştür –nüfusun tüm kesimleri için gelir artışının yanı sıra, sağlık ve eğitim gibi bazı gelir dışı refah göstergelerinde de iyileşmeler sağlanmıştır. Geçtiğimiz hafta OECD 15 yaşındaki öğrencilerin becerilerinin ve bilgilerinin test edilmesi yoluyla dünya genelindeki eğitim sistemlerinin değerlendirildiği, üç yılda bir gerçekleştirilen uluslararası bir değerlendirme olan Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA)’nın en son sonuçlarını açıkladı. Bu yeni veriler, Türkiye’nin genel anlamda eğitim sisteminin performansı ve özel olarak da kapsayıcılık bakımından nasıl başarı gösterdiği konusunu tekrar gözden geçirmemize olanak tanıyor. Peki veriler bize ne anlatıyor?


Önce genel performansa bakalım. Şekil 1’in gösterdiği gibi, son 9 yıllık dönemde Türkiye üç test konusunda da OECD ile olan farkı daraltmıştır; en çarpıcı iyileşme oranının görüldüğü test okuma testi olmuştur. Türkiye’nin başlangıçta düşük olan PISA sonuçları göz önüne alındığında, bu iyileşmelerin pek şaşırtıcı olmadığı savı makul karşılanabilir. Bu sadece yakınsamadır! Doğru, ancak 2003 yılında başlangıçtaki PISA puanlarının ortalaması ile 2003 ile 2012 arasındaki iyileşmelerin bir karşılaştırması, Türkiye’nin başlangıçtaki sonuçlarına dayalı olarak beklenenden çok daha iyi bir performans sergilediği ortaya çıkmaktadır. Aslında, Türkiye bu dönemde katılımcı diğer ülkelere göre ortalama PISA puanlarında en yüksek yıllık değişimin olduğu ülkedir ve Brezilya, Meksika ve Endonezya gibi 2003 yılında Türkiye’den daha kötü sonuçları olan ülkelerden daha iyi bir performans göstermiştir. 

Peki bu iyileşme ne kadar kapsayıcı idi? Türkiye bu konuda da  etkileyici bir performans göstermiştir. Eğer bir öğrenci geçmişi nasıl olursa olsun okulda iyi performans göstermek için eşit şansa sahip ise, bu daha eşitlikçi bir eğitim sisteminin güçlü bir göstergesidir. Türkiye’de bir öğrencinin ebeveynlerinin sosyoekonomik geçmişinin o öğrencinin matematik performansındaki belirleyici önemi 2003 ile 2012 yılları arasında önemli ölçüde azalmıştır. Türkiye eğitim başarısında aile geçmişinin etkisinin düşürülmesinde Liechtenstein’dan sonra en başarılı ülke olmuştur (OECD, 2013a). Ayrıca, daha yoksul öğrencilerin puanlarındaki iyileşme daha iyi durumdaki öğrencilerden daha hızlı olmuştur. 2003 ile 2012 yılları arasında en düşük beşte birlik gelir diliminden gelen öğrencilerin ortalama PISA puanları 56 puan (veya yüzde 14,5) yükselirken, en yüksek beşte birlik gelir diliminden gelen öğrencilerin puanı 25 puan (yüzde 5) yükselmiştir. Sonuç olarak, en zengin ve en yoksul sosyoekonomik gruplar arasındaki “başarı farkı” 123 puandan 91 puana düşmüştür. 
 

 

Türkiye eğitimdeki bu çarpıcı iyileşmeleri nasıl başardı? Bu etki muhtemelen birçok faktörün bileşiminin bir sonucudur ve altta yatan sebeplerin ayrıştırılabilmesi için daha fazla çalışma yapılması gerekecektir, ancak bazı olası adaylar burada sunuluyor. İlk olarak, artan finansman muhtemelen bir rol oynamıştır. 2004 ile 2012 yılları arasında, eğitime yapılan kişi başına kamu harcaması yıllık yüzde 7,4 artmıştır. 2012 yılında, Türkiye eğitim için 2004 yılına göre kişi başına reel bazda neredeyse yüzde 80 daha fazla harcama yapmıştır. Bunun sonucunda, öğretmenlerin sayısı hızlı bir şekilde artmıştır (Dünya Bankası, 2013). Ayrıca geçtiğimiz on yılda öğretmen maaşları reel bazda iki katına çıkmıştır (OECD, 2013b); bu öğretmenlik mesleğini daha cazip hale getirerek muhtemelen daha iyi adayların öğretmenlik için başvurmaya teşvik etmiştir. 2002 yılından itibaren öğretmenlerin merkezi bir sınav sonuçlarına dayalı olarak işe alınmaya başlaması ile birlikte, bunun öğretmen kalitesinde bir yükselmeye yol açtığını  varsayabiliriz. Finansman ayrıca fiziksel altyapıya ve bilgi teknolojileri altyapısına ayrılan kaynaklarda bir artışı da desteklemiştir. Daha fazla para ile eğitim sonuçlarında iyileşme arasında güçlü bir bağıntı bulunmakla birlikte,  bunun tek etken olmadığını biliyoruz. Daha fazla kaynak iyi olabilir, ancak bunu nasıl kullandığınız da o kadar önemlidir. Türkiye başka neleri doğru yaptı? 2006/07 eğitim-öğretim yılından başlayarak, bazı müfredat değişiklikleri gerçekleştirilmiştir ve bu da olası sebeplerden birisi olarak görünmektedir. Yeni müfredat sadece okul eğitiminin içeriğini değiştirmekle kalmamış, aynı zamanda öğrenci merkezli öğrenme üzerinde odaklanan yenilikçi öğretim yöntemlerini teşvik etmiştir. Bu öğrencilere değişiklik öncesindeki temel yaklaşım olan ezber yerine daha aktif bir rol sağlamıştır (OECD, 2013c).

Bunların hepsi oldukça olumludur. Ancak son 9 yıldaki önemli iyileşmelere rağmen, Türkiye’nin PISA puanlarının halen nispeten düşük olduğunu ve Türkiye’nin gelir düzeyi bakımından göreceli  performansının çok parlak olmadığını kabul etmemiz gerekiyor. Öte yandan, eğitim sonuçlarındaki eşitsizlik halen bir zorluk teşkil etmeye devam ediyor. Türkiye’nin yapması gereken daha çok şey var – bir sonraki blog makalemizde gelecekteki politika reformu için öncelikli alanlar ile ilgili olarak PISA sonuçlarının bize ne anlattığını inceleyeceğiz.. 
 

Yorum ekleyin