TÜRKİYE’NİN BÖLGESEL FARKLILIKLARI KAPATMASI İÇİN NE YAPMASI GEREKİYOR?
Türkiye’yi daha önce tanımayan dostlarımız İstanbul’a geldiklerinde gelişmiş bir ülke ile karşılaşınca şaşırıyorlar. Bu durumda ilk aldıkları açıklama ülkede ikili bir ekonominin olduğu ve tipik olarak ülkenin batısının gelişmiş olduğu, ama doğuda gerçekten geri kalmış bölgelerin bulunduğu oluyor. Ancak, Gaziantep veya Kayseri gibi bir şehri ziyaret ettiklerinde, bu şehirlerin gelişmekte olan sanayileri ve hızlı şehirleşmeleri ile aslında düşündüklerinden çok daha iyi bir durumda olduklarını fark ediyorlar.Peki, bunun ardında yatan hikaye nedir?






Birkaç hafta önce İstanbul’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Orman Forumu’nun 10. Oturumunun açılışı ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın orman kaybının durdurulması konusunun ciddiye alınması yönünde küresel topluluğa yaptığı ateşli çağrı ile ilgili bir blog yazısı yazmıştım. Başbakan Erdoğan bu çağrıyı alışılmadık bir şekilde iklim değişikliği veya biyolojik çeşitlilik kaybı ile ilgili endişelere herhangi bir atıfta bulunmadan yapmıştı; bunun yerine basit bir şekilde “bunu ahlaki sorumluluk gereği gerçekleştirmemiz gerekiyor” demişti.
Genellikle diplomatların ve teknokratların doldurduğu Birleşmiş Milletler etkinlikleri, bazı istisnalar olsa da normal olarak çok fazla duygusal toplantılar değildir. Özellikle birkaç yıl önce UNFCC COP toplantısında Papua Yeni Gine temsilcisinin eğer Amerika Birleşik Devletleri iklim değişikliği ile mücadeleye önderlik etmeyecekse en azından yoldan çekilmesi gerektiği yönündeki uyarısını hatırlıyorum. Veya geçtiğimiz yıl Doha’da yapılan toplantıda Filipinler temsilcisinin ülkesinde kısa süre önce yaşanan tayfun ile ilgili olarak "… biz burada kararsızlık içinde beklerken ve oyalanırken ölü sayısı yükselmeye devam ediyor" şeklinde şikayet ettiğini hatırlıyorum.